YERYÜZÜNÜN YÜZLERİ ÖNSÖZ
Her şey hızla o kadar “tektipleşiyor”ki artık insanlar bile bir örnek…
Artık sokağa çıktığımda insanların giyim kuşamlarının ötesinde, yüzlerinin, saçlarının, konuşmalarının, davranışlarının, duruşlarının aynılaştığını görüyorum, tektipleştiğini…
Öte yandan, kimbilir belki de fazla uzak olmayan bir gelecekte, bu günün insanları için de “Ne güzelmiş eski insanlar” denecek. Bizim bundan 40 – 50 yıl öncesi için söylediğimiz gibi…
İşte bu nedenlerle bugünün insanına, bugünün yüzlerine bakmak istedim dünyanın dört bir tarafında…
Hızla yok olduğunu gördüğüm yerel kültürlerin, farklı insanların, kendi kültürleri içinde, kendi renkleriyle, giysileriyle, takılarıyla güzel insanların peşine düştüm…
Hindistan’da pembe, sarı, mavi, yeşil, kırmızı, turuncu giysili insanların arasında takım elbiseli birini ilk gördüğümde içimin kıyıldığını hatırlarım…
Ne yazık ki bundan kaçış yok gibi görünüyor…
Bundan 40 – 50 yıl sonra, herkesin bir örnek giyinecek olmasından, kola içip hamburger yiyecek olmasından, kimsenin bumbar dolması yapmaya vaktinin ve sabrının olmayacak olmasından korkuyorum.
"İnsan yaşadığı yere benzer” der Edip Cansever ‘Mendilimde Kan Sesleri’ şiirinde, “ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / Suyunda yüzen balığa / Toprağını iten çiçeğe / Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine…”
Gerçekten de bütün kültürler içinde doğdukları coğrafyaya göre biçimlenir. Vietnam’da pirinç yetişir ve insanlar pirinç rakısı içerler. Yiyecek ve içecek kültürleri pirince göre şekillenir. Meksika’da ise kaktüs yetişir ve kaktüsten yapılma tekila içilir, kaktüsten yapılan kumaş dokunur. Kısaca, bir kültürü tanımak ve anlamak için, öncelikle onun içinde yeşerdiği coğrafyayı tanımak ve anlamak gerekir.
Ama artık insanlar; dağların, tepelerin dumanlı eğimine değil, televizyonda gördüklerine benzemeye başladı. Günümüzde artık güzel kadın tanımı bile, dünya ölçeğinde merkezi olarak modacılar tarafından yapılıyor.
İşte tam bu nedenlerle, henüz varken, henüz tamamen yok olmamışken, dünyanın değişik köşelerinde, ücra noktalarında varlığını sürdürmeye çalışan insanları ve kültürlerini görmek ve göstermek istedim. Dağların, tepelerin dumanlı eğimini, suyu, toprağı, o dağlarda yaşayan, suyu içen, toprağı süren insanları, o insanların yüzlerini…
Yeryüzünün yüzlerini…
Yeryüzünün gerçek sahiplerini…
Açıkçası bunu bu kültürlere faydası olur kaygısıyla da yapıyorum…
Onların yok oluşunu biraz geciktirebilirsem ne mutlu bana…
Onların yok oluşunu biraz geciktirebilirsek ne mutlu bize…
Ağustos 2005, İstanbul